Kadın bakış açısıyla Shounenler: NARUTO

17 Ağu

Shounen (少年) veya Shōnen Japonca bir kelime olup genç erkek veya erkek çocuk anlamına gelir. Anime veya mangaların hitap ettiği kesimi belirtmek için kullanılır. Bu türün hedef kitlesi genelde erkekler olmakla birlikte popüler serileri Japonyada her yaş ve cinsiyetten insan takip etmektedir. Anime ve mangaların en çok satanlarıda ve seyredilenleride çoğunlukla bu türdendir.

Shounen’nin kısaca açıklaması işte böyle. Japonyada yayınlanan Shounen Jump dergisi tüm piyasanın lideri konumunda 3 büyük shounen diye bahsedilen (son günlerde 4 büyük denilmeye başlandı) serilerin hepsi bu dergide yayımlanmakta.  Bu yazı dizisinde ülkemizde de çokça takip edilen bu serilerden ayrı ayrı bahsedicem. İlk olarak;

Naruto: 3 büyük Shounenden biridir. Sanırım ülkemizde ve dünyada ki en popüler anime-manga diyebiliriz kendisine.  Fakat Japonyada sanılanın aksine ikinci olmaya mahkum.

Konusu:

Uzumaki Naruto köyde kimse tarafından sevilmeyen dışlanmış bir çocuktur. Bunun nedeni ise içine hapsedilmiş olan 9 kuyruklu şeytan tilkidir. Aslında 4.Hokage şeytanı daha bebekken Narutonun içine hapsettiğinde onun kahraman olarak görüleceğini düşünüyodu fakat insanlar ondan korktular ve dışladılar. Ninja akademisinde başarısız bi öğrenci olan Naruto Akademiden mezun olma sınavı sırasında içindeki tilkiyi keşfeder ve gücüde yavaş yavaş açığa çıkmaya başlar. Naruto’nun bir hayali vardır. Hokage olmak.

Sevmediğim yanları:

Animesini başlarda ayıla bayıla seyrederken 120 küsür bölümden sonra beni oldukça sıktı. Shounelerdeki klasik bölümlerce süren dövüşler bu seride iyice abartılmış durumda. Bölüm bitiyor bakmışsınız Naruto ve arkadaşları ağaçtan ağaca atlarken 3 ağacı anca geçmişler. Naruto karakteri bence oldukça derin ve başarılı fakat ısrarla Sasuke’nin ön plana çıkartılmaya çalışılması belli bir zaman sonra sinir bozucu olmaya başlıyor. Ayrıca Sakura sen ne gıcık bi yaratıksın Sasuke Sasuke diyor başka bişey demiyor kız.

Sevdiğim yanları:

Müzikleri enfes. Yan karakterler oldukça sağlam. Arka plandaki hikaye çok derin bir potansiyele sahip. Tabi ben devamını seyretmediğim içim hikaye nerelere geldi işleniş nasıl bilemiycem. Ayrıca Orochimaru gibi kötü karakter her seride bulunmaz. Devamını birgün mutlaka seyredicem ama şimdilik orta karar bi seri benim için Naruto.

Yeni, yeniden takıntım Kore dizileri… bölüm 2

16 Nis

İlk yazıyı yazdıktan sonra seyrettiğim dizilere bir yenisi daha eklenmiş bulunmakta. Dizi aklımda tazeyken ilk yoruma bu diziyle başlıyayım dedim.

Paradise Ranch

Kzımız  (Lee Da Ji) oğlumuz (Han Dong Joo) bundan 6 sene önce daha 19 yaşındayken birbirini deli gibi sevip evlenmişler. Bu evliliğin ömrü pek uzun olmamış tabi 6 ay sonrada boşanmışlarar. Aradan yıllar geçiyor kızımız babası ve kız kardeşiyle birlikte jeju adasındaki çiftliklerinde yaşıyor ve veterinerlik yapıyor. Oğlumuzsa ailesinin uğraşlarına rağmen para yemekten başka bir işe yaramıyor. Dedesinin zoruyla bir müzayededen at alması için Avusturalya’ya  yollanıyor. Tabi kızımızda aynı atı almak için Avusturalya’da o sırada. Tekrar karşılaşıyorlar ve daha sonra olaylar Jeju adasındaki oğlanın şirketinin turistik tesis inşaatı kızın çiftliğini yıkmaya çalışmasıyla iyice sarpa sarıyor. Mecburiyet sonucu oğlumuzda cennet çiftliğinde yaşamak zorunda kalıyor. Araya inşaata finansman sağlıyan şirketin yakışılı temsilcisi (Seo Yoon Ho) ve  tesisin dekorasyonunu yapanoğlanın hoşlandığı  bir kızda (Park Jin Young) eklenince klasik kore dizisi aşk  dörtkenimiz tamamlanmış oluyor.

Lee Da Ji’i oynayan Lee Yeon Hee’i oldukça başarılı buldum. İyi bir oyuncu ayrıca ne kadar kötü giydirilmiş olsada çok doğal bir güzelliği var. Zaten şu kore dizilerindeki başrol kızlara çirkin denmesini ve iğrenç giydirilme takıntısını bir türlü anlayamıyorum.

Han Dong Jo’u oynayan Shim Chang Min ise oldukça kötü bi oyuncu. Ünlü bi gurubun üyesi olduğu için bu rolü almış sanırım. Onun yerine başkası oynasaymış dizi çok daha güzel olabilirmiş.

Buna rağmen sevdim ben bu diziyi eğlencelik ve güzel vakit geçirten bir diziydi. Jeju adası çoğu kore dizisinde gösterilen bir mekan ama bu dizide daha da muhteşem geldi gözüme. Dünyada gezmek istediğim yerler listeme üst sıradan girdi. Puanım: 7/10

My Princess

Bu senenin adından söz ettiren ilk kore draması My Princess.  Konusu olduça klişe aslında. Ülkenin en büyük holdinglerinden birinin başkanı ölmeden önce koreye monarşinin geri geldiğini görmek istemektedir. Bunun için son imparatorun varisini bulması için torunu diplomat Park Hae Young’u(yakışıklı diplomat)  görevlendirir. Yakışıklı diplomat’la, o sırada kore prensesi olduğundan habersiz sıradan bir üniverste öğrencisi olan Lee Seol(prenses), şans eseri daha önce karşılaşmıştır. Yakışıklı diplomat dedesinin tüm mal varlığını kraliyet ailesinin kurulması için bağışlıyacağını öğrenince buna karşı çıkar ve Prensesi ülkeden göndermeye bile çalışır. Ama zamanla bu şaşkın prensese aşık olucak ve onun tahta çıkması için elinden geleni yapıcaktır.

Bu bir kore dizisi olduğuna göre dörtgeni tamamlamamız lazım değil mi? Dörtgenin diğer kenerlarını Yakışıklı diplomatımızın prensesimizle tanışmadan önce evlenmeyi düşündüğü Oh Yoon Joo (oyuncu) adlı tam bir cadaloz olan müze müdürü vede Oyuncunun eski aşkı, prensesimizin üniverste profosörü Nam Jung Woo (kösünim) oluşturmakta.

Dediğim gibi konu klişe ama dizide çok güzel işlenmiş. Oyuncuların hepsi rollerinde çok çok iyi. Yakışıklı diplomatla prenses çok sevimli bir çift olmuşlar. Eğer dizilerdeki çiftler uyumsuzsa konu ne kadar güzel olursa olsun o diziyi sevemiyorum. Burda çiftimiz uyumlu, Diplomat yakışıklı, prenses güzel. Kötü kadın oyuncu tam bi pislik. Elime verseler bi kaşık suda boğardım. Bu da canlandıranın iyi oynamasından kaynaklanıyor. Kösünim prensesimize her daim destek oluyor. Tam bi ikinci adam kıvamında. Formül klişe olabilir ama kendini izlettirdiği kesin. Biz kadınlar her zaman prenses hikayelerini sevmişizdir zaten. Puanım: 7.5/10

Mary Stayed Out All Night

Bir adet garip şekilde kat kat giyinen şirinlik muskası kızımız var(Wi Mae Ri yada merry christmas). Kızımız babasının borçları yüzünden sıkıntıda bu nedenle okulu bile bırakmış, para kazanmak için uğraşıp duruyor. Bir yandanda babasının belalılarıyla uğraşıyor. Bir adette gece kulüplerinde sahneye çıkan acayip komik giyinen uzun saçlı rockçımız var(Kang Moo Kyul ). Tabi kızlar rockçımıza hasta ama beyefendi hiçbiriyle bir aydan uzun ilişki kurmuyor. Derken çiftimizin türk filmlerindeki gibi karşılasması gerçekleşir. Mae Ri rockçımıza arabayla çarpar ama Moo Kyul’a bişey olmaz. Sütten ağzı yanan misali Mae Ri şikayetçi olmadığına dair kağıt imzalatmak için Moo Kyul’un peşini bırakmaz. Komik olaylar sonucu sabah uyandıklarında gözlerini Mae Ri’nin evinde açarlar.

Diğer yandan Mae Ri’nin babası borçlarından kurtulup refah içinde yaşamak için bir yol bulmuştur. Kızını eski bir arkadaşının oğluyla evlendiricektir. Hatta kağıt üstünde onlar artık evlidir. Fakat buna karşı çıkan Mae Ri, babasına Moo Kyul ile gizlice evlendiği yalanını uydurur. Hatta yalanı desteklemek için düğün fotoğrafı falan çektirirler. Zavallı Mae Ri bi anda iki kocalı bir kadın oluvermiştir. Babasıyla bi anlaşma yapar 100 gün boyunca gününü iki kocası arasında bölüştürür ki sonunda birini seçsin. Tabi kızımız biz kadınların her zaman yaptığı gibi efendi adam yerine, serseri olana çoktan gönlünü kaptırmıştır bile.

Çoğu kişiyi hayal kırıklığına uğratmış bu dizi, ama nedense ben bayıldım. Yine Çiftimizin uyumuna bağlıyorum ben bunu. İkiside birbirinden sevimli ve güzel. Zira Jang Geun Suk’a yakışıklı demek yerine güzel demek daha doğru olur. Klasik romantik komedi öğelerinin hepsine sahip bu dizi. Müzikleride enfes bu arada. Dizinin son iki bölümüne kadar ayrılıp barışma saçmalıklarıyla izleyiciyi boğmuyolar. Tek sıkıntıda bu son iki bölümde zaten. Acayip saçma bi nedenle çiftimizi ayırıyorlar ve birleştirip abuk sabuk bitiriyorlar.Sonu daha iyi olsaydı çok daha yüksek bir puan alırdı benden. Puanım: 7/10

Pasta

Seo Yoo Kyung, Mamma mia adlı italyan restoranında çalışan, makarna şefi olma hayalleri kuran genç bir bayandır. Tam çömezlikten şefliğe yükseldiği gün restoranın baş şefi değişmesin mi. Şef ama ne şef tam bi canavar. Kolay kolay memnun olmayan, herşeye bağıran mutfağımda kadın falan çalışamaz diyen acayip bi adam. Kızımızda diğer kadın ahçılar gibi kovulur ama bunu kabullenmez ve restoranda çalışmaya devam eder. Şef bunu kapıdan kovar bu bacadan geri gelir. Sonunda bizim canavar şef ikna olur tabi. Ve mutfakta aşk başkadır misali aşık olurlar.

Söz konusu Pasta ise, bir restorantın mutfağında geçen dizi nasıl olur ki diye burun kıvırıyorsanız çok yanlış yapıyosunuz demektir. Çılgın şefimiz Coffee Prince’deki ajushiden başkası değil. Adamı C.P. dede çok sevmiştim ama bu dizide harikaydı. Bağırmanın bu kadar yakıştığı başka insan görmedim ben. Seo Yoo Kyung namı değer balık, sevilmiyecek gibi değil. İlk başta bu kadın basbaya çirkin neden başroldeyse diye düşündüğüme inanamıyorum. Seyrettiklerim arasından korenin en iyi kadın oyuncusu bence kendisi. Çok doğal ve sempatik. Kısacası dizi harika izleyin, izlettirin. Puanım:8/10

Kısaca anlatıyım derken kendimi tutamayıp baya uzatmışım. Bi yazıya bu kadar dizi yeterli sanırım. Bir sonraki yazımda My Girlfriend is Gumiho, Sungkyunkwan Scandal, My Name is Kim Sam Son ve Full House.

The Big Bang Theory

14 Nis

2 arkadaş düşünün dahi sayılabilecek kadar üstün zekalılar fakat sosyal becerileri çocuklardan farksız, karşı dairelerine güzeller güzeli bir sarışın taşınırsa ne olur acaba. İşte size büyük patlama…

Hayatımda izlediğim Friends’den sonraki en iyi komedi dizisi. Eğer çizgi roman ve bilimkurgu kültürüne aşinaysanız, bu diziden alıcağınız tat iki katına çıkıcaktır. Yok benim öyle şeylerle hiç işim olmaz diyorsanız bile izleyin bu diziyi. Çünkü her bölümünde kahkaha kat sayınızın artması garanti.

Gelelim karakterlere…

Penny:

Oyuncu olabilmek için memleketi Omaha’dan California’ ya gelmiş ve bizim ikilinin karşı dairesine yerleşmiştir. Pek başarılı bi oyuncu olduğu söylenemez hatta meslek hayatında cheesecake servisi yapmaktan öteye gittiği görülmemiştir. Ama kendisi asla aptal sarışın değildir. Zamanla bizimkilerle çok iyi arkadaş olur ve onlara ayak uydurmaya başlar.

Leonard Leakey Hofstadter:


En başta dizinin ana karakteri gibi düşünülmüş fakat daha sonra Sheldon karakterlerin gerisinde kalmıştır. Kendisi inek olmaktan hoşnut değildir ama zekası nedeniyle buna mahkumdur. Diğer karakterlerle aynı yerde Teorikfizikçi olarak çalışmaktadır. Penny’ye ilk gördüğü andan beri yanıktır.

Sheldon Cooper:

İşte dizinin yıldızı muhteşem sosyopat Sheldon Cooper. Leonard’ın ev arkadaşıdır, süper zeki, hastalık derecesinde takıntılı, ultra kendini beğenmiştir, Teorikfizikte ne kadar dahiyse insan ilişkilerinde bi o kadar acemidir. Öyle ki kendisini deli sananlara -ben deli değilim annem beni çocukken test ettirmiş- diyecek kadar acayip bir karakterdir Sheldon.

Howard Wolowitz:

Ailemizin sapığı, giyimiyle kuşamıyla amerikan kültüründeki nerdlerin tam olarak karşılığı. Hala annesiyle birlikte yaşamaktadır ve yahudidir. Tam bi kadın delisidir. Kadınları etkilemek için kullandığı sözler ve yöntemler hiç bir zaman işe yaramasada izlemesi çok eğlencelidir. Diğerleri gibi fizikçi değil mühendistir ve doktorası yoktur. Bu yüzden Sheldon onu hep aşağı görür.

Raj Koohtrappali:

Hindistanlı zengin bir ailenin oğludur. Astrofizikçidir. Güzel kadınlarla konuşamama gibi bir sorunu vardır. Bu yüzdendir ki gurupta en eli yüzü düzgün kişi olmasına rağmen onunda kadınlarla hiç şansı yoktur. Hindistanla ilgili yaptığı yorumlar, ingilizceyle yaşadığı sorunlar ve etrafta Penny varken Howard’ın kulağına fısıldayarak konuşmasıyla çok eğlenceli bi karakterdir.

Dizi ilk sezonundan sizi kendine bağlıyor. Şu anda 4.sezonu yayınlanmakta ve bence şimdiye kadarki en iyi sezon. Bu sezonda birtane geçiştirme bölüm yoktu. Hepsi birbirinden güzeldi. Zaten bunu kanıtlar nitelikte 3 sene daha bizlerle olucağının garantisini yani sezon onayını aldı. Gülmekten karnıma ağrılar girsin, kahkaha atarken sandalyeden düşmek istiyorum diyorsanız bu diziyi mutlaka izleyin kesinlikle pişman olmayacaksınız.

Yeni, yeniden takıntım Kore dizileri… bölüm1

9 Nis

3 sene önce Birkaç tane kore dizisi (Coffee Prince, My name is Kim Sam Soon, I’m Sorry, I love You, Full House) izlemiş ve çok sevmiştim. Ama nedense daha sonra unuttum bu şahane dizi seçeneğini. Soğukluk girdi araya. Kendimi yine Amerikan dizilerine kapılmış buldum.

Derken divxplanette takip ettiğim dizilerin altyazıları çıkmış mı diye kontrol ederken, ana sayfada gözüm sık sık bir dizinin ismini görür oldu. Secret Garden… Neymiş bu dizi indiriyim, bakıyım derken 3 yıl önce kıyısından geçip yakalanmadığım hastalığa bu sefer yakalanmış oldum.

Bu bloğu açarken izlediğim dizilerin hepsi için ayrı ayrı inceleme yazma düşüncesindeydim ama daha sonra bazılarını birkaç yazıda toplamaya karar verdim. İşte başlıyoruz,

You’re Beautiful:

Klasik erkek kılığına giren kız hikayesi. Ama ne kız, kelimenin tam anlamıyla bir avanak. Ünlü k-pop gurubu ANJEL 4. bir eleman alıcaktır. Fakat seçilen genç yanlış giden estetik operasyon nedeniyle guruba katılamaz. Ne tesadüftür ki kendisine tıpatıp benzeyen ikiz kız kardeşi vardır. Ama bu kızcağız klisede büyümüş dünyadan habersiz su katılmamış bi salaktır. Bu kız, kardeşi yerine geçer ve olaylar gelişir…

Hakkında oldukça fazla iyi eleştiri okuduğum bir diziydi You’re Beautiful. Çok komik olduğundan bahsediliyordur. Doğrusu ben sadece şu meşhur domuz sahnesinde güldüm.

İlk bölümlerde Jang Geun Suk’un oynadığı Hwang Tae Kyung karakterindende hiç hoşlanmamıştım ama yukardaki sahne vede gülümsediği birkaç sahneden sonra en azından onu katlanılır buldum. Ama Go Mi Nam’dan nefret etmemi hiç bişey engelliyemedi. Grubun diğer iki üyesi oldukça sempatikti. Bu üç yakışıklı ve karizmatik erkeğin hepsinin birden bu salak kıza aşık olması ancak bir dizide gerçekleşebilirdi zaten. Dizinin en iyi yanı müzikleriydi diyebilirim. Bütün oyuncuların sesleri güzeldi. Fakat ben diziyi beğenmedim. Puanım: 5/10

Que Sera Sera:

İşte bir salak kız hikayesi daha diye ilk bölümden sonra nerdeyse seyretmekten vaz geçicektim. Ama Eric Moon’un karizması bikaç bölüm daha izlememi sağladı. Ayrıca salak kızımız daha sonra akıllandı. Dizinin konusuna gelince; Han Eun Soo evden kaçan küçük kız kardeşini bulmak için Seul’e gelir ve kardeşinin oturduğu apartmanda yanlış anlamalar sonucu Kang Tae Joo ile tanışır. Kang Tae Joo yanlızca zengin kadınlarla çıkan yakışıklı fakat orta gelirli bi adamdır. Kızımız zamanla adama aşık olur. Adam ise Cha Hye Lin adlı zengin bir kadından cazip bi iş teklifi alır. Ailesi tarafından büyütülen ama ilişkileri onaylanmayan, aşık olduğu adamı kıskandırmak için nişanlı taklidi yapıcaklardır. Dizi bu 4 karakter arasında geçiyor. Konu diğer kore dizilerinin aksine masal tadında değilde oldukça gerçekçi işleniyor. Öpüşme sahneleri bile klasik kore tarzından çok daha gerçek.Güzel bi diziydi. Puanım: 7/10

Playfull Kiss:

Bu dizi hakkında pek bişey söylemiycem. Sadece dizinin başından sonuna ruhsuz kalas oğlandan bi duygu kırıntısı görmeyi umdum. Ama nerde. Kim Hyun JUNG denen odunun çok seveni olduğunu biliyorum. Belkide kendi odun değil rolü gereği odun gibi davranıyor ama ben hiç haz etmedim kendisinden. Ayrıca Allah Oh Ha Ni’ye akıl fikir versin diyorum. Başka yorumda yapmıyorum. Puanım: 5.5/10

Personal Taste:

Kızımız çok pasaklı vede çirkindir. Ama süper bi evi vardır. Yakışıklı ve geleceği parlak bir mimar olan oğlumuzda önemli bir proje için bu evi incelemek istemektedir. Yanlış anlaşılmalar sonucu kızımız bunu gay sanar ve evinde kalmasını kabul eder. Ve komik olaylar başlar. Dizi oldukça eğlenceliydi. Kızın ve oğlanın en yakın arkadaşları arasındaki diyologlar özellikle çok başarılıydı. Puanım: 6.5/10

Bu yazı için bu kadarı yeterli sanırım. Çok yakında bölüm 2….

Code Geass: Lelouch of the Rebellion

7 Nis

Erkek kardeşim tam bi anime delisidir. Onun sayesinde bütün kardeşler sıkı birer anime takipcisi haline geldik. Geçenlerde buna; bi seri önersene bu aralar o kadar fazla kore dizisi seyrettim ki araya bişeyler sıkıştırmam lazım yoksa sıyırmaya başlıycam dedim. Kendisi de altyazısı tamamlanmış bikaç seri önerdi bana ama özellikle Code Geass’i mutlaka izlememi tembihledi. Adını forumlarda çokça duymuştum ama türünün Mecha olması düşündürtmüştü.(mecha: içine insanların oturduğu ve kullandığı dev savaş robotları ile ilgili animelerin genel adı.) Serinin sık sık Death Note ile karşılaştırıldığını kurgusunun ondan bile iyi olduğunu ekledi. Nasıl yani Death Note’dan daha sağlam kurgulu bi anime mi bunu hemen izlemeliyim dedim.

İyikide izlemişim. Tamam dev robotlardan etrafta bolca var. Ama bu Death Note’daki aksiyon yokluğunu getirdiği son bölümlere doğru sıkılma durumunu ortadan kaldırıyor. Şimdi konuya gelirsek:

10 Ağustos 2010 tarihinde Büyük Britanya İmparatorluğu Japonya’yı işgal etmiştir. Ellerindeki Knightmare denilen yeni silahlarla Japonya’yı dize getirmiş ve sömürgesi haline getirmiştir. Japonyanın bayrağını, ismini yokederek Area 11 (alan 11) adını vermiş Japonlar ise 11’li adı altında adeta köleleştirilmiş ve ikinci sınıf insan muamelesi görmektedirler. Nitekim bütün bu zulmün sonucunda Japonlar ayaklanmalarına rağmen sürekli olarak Britanya ordusu tarafından mutlak surette bastırılmaktadırlar. İşte hikayemiz de bu olayları takiben başlıyor.
Savaşın üzenden 7 yıl geçmiştir. Britanya bütün dünyaya kafa tutmaktadır. Birer birer bütün devletleri ele geçirmekte EU ve Çin hariç hiçbir devlet karşı koyamamaktadır.
Lise öğrencisi olan aynı zamanda mühiş bir stratejik zekaya sahip olan Lelouch isimli öğrenci katılmakta olduğu yeraltı satranç maçlarından birinden dönüş yolunda bir kamyonla çarpışır ve içinde kimse olup olmadığına bakarken kamyon hareket eder. Kamyonda kısılı kalan Lelouch kamyonun büyük bir askeri sır taşıdığı ve teröristler tarafından kaçırıldığını öğrenir.Nitekim Britanya ordusu da kamyonun peşine düşünce ortalık savaş alanına dönüşür. Bu sırada kamyonun içindeki bölme açılır ve içinden bir kız çıkar. Bu kızla beraber yakalanan Lelouch’a ölmek üzere iken kız tarafından bir güç verilir. GEASS denilen bu güç insanlara emirler vermeyi sağlar ve bir kez verilen emire uymamazlık edilemez. Britanyanın zulmünü gören Lelouch bu gücü intikam almak için kullanmaya karar verir. (Divxplanet Code Geass inceleme sayfasından alıntıdır)

Seri 25er bölümlük 2 sezondan oluşuyor. Karakterlerin hepsini tanıtırsan çok uzun bi yazı olucak o yüzden ana karakterlerle yetineceğim.

LELU

Lelouch Vi Britannia/Zero: Animenin ana karakteri. 17 yaşında ve çok çok zeki. Aslen Britanya imparatorluğunun 8.prensi. Ama annesine düzenlenen suikastten sonra babası tarafından kız kardeşiyle birlikte Japonyaya sürülüyor. Britanya İmparotorluğundan ve kraliyet ailesinden şiddetle nefret ediyor. Geass’e sahip olduktan sonrada planlarını yürürlüğe koyuyor. Tek amacı Britanya İmparatorluğunu yok etmek.

C.C.: İlk sezonda kim veya ne olduğunu tam olarak çözemediğimiz bir gizem C.C. Lelouch’a geass gücünü o veriyor. Lelouch’un en büyük destekçisi. Ölümsüz. Ayrıca tam bir pizza delisi.

Kallen: Annesi japon babası Britanyalı. Ama gerçek yaşamında britanyalı gibi davransa da aslında Britanyadan nefret etmekte. Gizli direnişin üyelerinden. Direnişin en iyi Knightmare pilotu. Ayrıca Lelouch ile aynı okula gitmekte.

Kururugi Suzaku: İşte animedeki en nefter edilesi karakter. Kendisi japon ama Britanya ordusunda asker. Japonyanın direnişle değil işbirliği yapılarak, insanların ölmesi engellenerekte kurtulabileceğini düşünmekte. Çok yetenekli bi Knightmare pilotu. Ayrıca Lelouch’un çocukluk arkadaşı ve onunla aynı okula gitmekte.
Gelelim benim yorumuma: Yazının başında da bahsettiğim gibi Anime içerdiği zeka oyunları nedeniyle sık sık Death Note ile karşılaştırılıyor. Death Note gerçekten güzel bi seri ama ben Code Geass’i daha çok beğendim. Nedenine gelirsek ana karakterimiz Lelouh’un, Death Note’un ana karakteri Light’dan çok daha gerçekçi olması. Planları her zaman işe yaramıyor. Çok fazla hata yapıyor. Hatalarının yol açtığı korkunç sonuçları planına uyarlayıp amacına ulaşmak için elinden ne geliyorsa yapıyor.
Olayların sonunu tahmin etmek imkansız. Anime sizi sürekli ters köşeye yatırıyor. Biyandan Lelouch’dan nefret ederken diğer yandan onun ve isyancıların tarafını tutmaktan kendinizi alamıyorsunuz.
Serinin çizimleri muhteşem.  Her işlerinin bunun gibi çok iyi olduğu söylenen Clamp gurubu tarafından yapılmış. Ben başka Clamp yapımı izlemediğim için karşılaştıramıyacağım. Hepsi böyle kaliteliyse izlemek lazım ama.
Code Geass Lelouch of the Rebellion her anime severin mutlaka seyretmesi gereken muhteşem bi seri. Eğer bilimkurgu, aksiyon, gizem türlerinden en az birini seviyorsanız bile bu seriye bi şans verin kesinlikle pişman olmayacaksınız.

Popüler bilimkurgu üçlemesi: Açlık Oyunları

3 Nis

Son zamanlarda adını sıkça duyduğum Açlık Oyunları üçlemesini okuma fırsatını sonunda buldum. Öncelikle bu kitabı okumalıyım dedirten türünün bilimkurgu olmasıydı. Çocukluğumdan beri türün hastasıyım Star Wars ve Back to the Future izleyerek büyüdüm diyebilirim. Büyüdükçede SyFy dizileri sayesinde baya bağımlı oldum bilimkurguya. Fakat türün fazla kitabını okumadımı söyleyebilirim. Zaten Açlık Oyunlarına tam olarak bilimkurgu diyemeyiz daha çok distopik bi roman.

Gelelim kitabın konusuna:

Bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen bir yerin yıkıntıları içerisinde Panem ulusu yaşamaktadır.Başkent Capitol’ün etrafında 12 bölge bulunmaktadır.Capitol şiddetli ve acımasızdır ve bölgeler bir hat boyunca sıralanmıştır.Onların her biri her yıl yapılan Açlık oyunlarına katılmak zorundadır.Yarışma için her bir bölgeden yaşları 12 ila 18 arasında değişen birer erkek ve bir kız çocuğu göndermek durumundadır.Açlık oyunları TV’den canlı yayınlanan ölümüne bir kavgadır.

On altı yaşındaki Katniss Everdeen annesi ve 12 yaşındaki kızkardeşi ile yaşamaktadır.Oyunlarda kızkardeşinin yerine geçerek ölüm cezasını üzerine alır.Ancak Katniss daha önce de ölüme çok yaklaşmıştır ve bu kez kızkardeşi için ikinci kez hayatta kalma mücadelesi verecektir.Gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden bir yarışmacı olmuştur.Eğer bu mücadeleyi kazanırsa hayatta kalma seçeneğini başlatmış olacaktır.

Kazanmak ün ve talih anlamına gelir. Kaybetmek ise kesin ölüm. Açlık Oyunları başlasın..!!(kitabın arka kapağından alıntı)

Sıra geldi benim yorumuma elimden geldiğince spoiler vermemeye çalışıcam. Ben özellikle ilk kitabı çok sevdim bu yazımdada ilk kitaptan bahsediceğim daha sonra diğer kitapları incelemek için ayrı bi yazı yazıcağım.

Açlık oyunları başından itibaren sizi öyle bi sürüklüyor ki kitabı elinizden bırakmanız neredeyse imkansızlaşıyor. Kitabın kurgusu çok sağlam. Ne kadar sonu tahmin edilebilir olsada o sona gelene kadar sizi soluksuz bırakmayı çok iyi beceriyor. Ana karakterlerimiz Katniss ve Peeta güçlü karakterler serinin başından sonuna oldukça başarılı bir şekilde, fazla göze batmadan gelişiyorlar. Kitabı Katniss’in bakış açısından okuyoruz. Ama ben Katniss’i nedense pek sevmedim kitaplar boyunca yaşadığı ikilemler kararsızlığı bana biraz itici geldi. Benim favori karakterim Peeta. Çok güçlü ve Katniss’in tersine başından beri ne istediğinden emin olan bi karakter Peeta. Fazla spoiler vermeden anca bu kadar oluyor.

Son olarak eğer türü seviyorsanız, son yıllardaki en çok konuşulan örneğini okumadan geçmeyin derim. Ayrıca 2012’de sinema filmide vizyona giricek bunu da ekliyelim. Şimdiden keyifli okumalar…

Merhaba Blog Dünyası

2 Nis

Uzun zamandır kendi bloğumu açmak istiyordum ama bi türlü fırsat bulamıyordum. Zaten benim yazdıklarımı okuyucak pek kimse çıkıcağını da zannetmiyorum ya. Ama okuyan olsun olmasın burada aklıma gelen herşeyden bahsetmeyi düşünüyorum.

Okuduğum kitaplardan, seyrettiğim amerikan ve kore dizilerinden, filmlerden, animelerden, yaptığım yemeklerden vede çocuklarımdan yani o anda gündemimde ne varsa ondan bahsediceğim. Umarım yazdıklarımı okuyan çıkar…

Olmayan ziyaretçilerim hepiniz hoşgeldiniz….